Atlantik Okyanusu’nun tropikal kesiminde her yıl oluşan Büyük Atlantik Sargassum Kuşağı, Haziran 2026’da uydu gözlemlerinin başladığı dönemden bu yana ölçülen en yüksek ikinci bolluk seviyesine ulaştı. NASA Earth Observatory’nin 29 Temmuz 2026’da yayımladığı değerlendirmeye göre toplam miktar 2025’teki zirvenin biraz altında kaldı; buna karşın Karayip Denizi ile Meksika Körfezi kendi bölgesel rekorlarını kırdı.
Bölgesel miktarlar önceki eşikleri aştı
Güney Florida Üniversitesi araştırmacılarının uydu tabanlı hesaplamalarında Batı Karayipler’de 3,6 milyon, Doğu Karayipler’de 9 milyon ve Meksika Körfezi’nde 5 milyon metrik ton Sargassum bulunduğu tahmin edildi. Körfezdeki değer, 2025’te kaydedilen önceki rekorun neredeyse iki katına çıktı. Temmuz ayına ait daha yeni gözlemler biyokütlede düşüş başladığını gösterse de Haziran zirvesi, kıyı bölgeleri üzerindeki baskının ölçeğini ortaya koyuyor.
Açık denizde yaşam alanı, kıyıda çevresel yük
Sargassum açık denizde makul yoğunluklarda bulunduğunda kaplumbağalar, balıklar, omurgasızlar ve kuşlar için hareketli bir yaşam alanı oluşturuyor; fotosentez yoluyla suya oksijen de kazandırıyor. Sorun, büyük kütlelerin kıyıya yığılmasıyla başlıyor. Kalın tabakalar deniz canlılarını dolaştırabiliyor, dibe çöken algler mercanları ve deniz çayırlarını örtebiliyor. Sahilde çürüyen Sargassum ise kötü kokulu hidrojen sülfür açığa çıkararak ekosistem, halk sağlığı ve turizm açısından ek maliyet yaratabiliyor.
PACE uydusu kuşağı nasıl ölçüyor?
NASA’nın Şubat 2024’te fırlatılan PACE uydusundaki Ocean Color Instrument, deniz yüzeyinden yansıyan ışığı çok sayıda dar spektral bantta ölçüyor. Sargassumun bitki yapısı ve klorofil pigmentleri, yakın kızılötesi bölgede açık deniz suyundan daha güçlü yansıma üretiyor. Araştırmacılar bu farkı kullanarak her pikselde alglerin kapladığı yüzey oranını, ardından da tahmini biyokütleyi hesaplıyor.
Uzun dönemli seri, Terra ve Aqua uydularındaki MODIS ile NOAA-20 üzerindeki VIIRS verilerine dayanıyor. PACE’in hiperspektral OCI sensörü ise daha fazla okyanus pikselini değerlendirebiliyor ve özellikle düşük yoğunlukların görüldüğü kış aylarında hassasiyeti artırıyor. 2026 tarihli bir çalışma, OCI’nin Sargassum sinyalini benzer görünümlü Trichodesmium kümelerinden spektral olarak ayırabildiğini bildirdi.
Büyümenin nedeni tek bir etkene indirgenemiyor
Büyük Atlantik Sargassum Kuşağı 2011’den bu yana belirgin biçimde büyüyor. NASA’nın aktardığı araştırmacı değerlendirmesine göre Atlantik’teki toplam miktar yaklaşık her beş yılda bir iki kattan fazla arttı. Bununla birlikte kesin mekanizma henüz açıklığa kavuşmuş değil. Okyanusların ısınması, farklı kaynaklardan gelen besin girdileri ve büyük alg kütlelerinde yaşayan azot bağlayıcı mikroorganizmalar olası etkenler arasında değerlendiriliyor.
Uydu haritası kıyı tahminiyle aynı şey değil
Havza ölçeğindeki yoğunluk haritası, kıyıya ne zaman ve ne kadar alg vuracağını tek başına göstermiyor. Yerel sonuç; yüzey akıntıları, rüzgâr, dalga, gelgit ve kıyı geometrisinin birlikte etkisine bağlı. Bu nedenle uydu verisinin meteorolojik ve oşinografik modellerle birleştirilmesi, belediyelerin temizlik kapasitesi, sağlık uyarıları ve turizm planlaması açısından kritik önem taşıyor.
Türkiye açısından neden önemli?
Bu olayın Türkiye kıyılarına doğrudan ulaşması beklenen bir durum değil; kuşak tropikal Atlantik, Karayipler ve Meksika Körfezi sistemi içinde gelişiyor. Ancak kullanılan yöntem, Türkiye açısından da değerlendirilebilir bir örnek sunuyor. Hiperspektral uydu verilerinin müsilaj, zararlı alg patlamaları ve kıyısal kirlilik izleme sistemlerine uyarlanması, saha ölçümlerinin daha hedefli yapılmasına yardımcı olabilir. Bu bölüm, kaynaklardaki verilerden hareketle yapılan bir değerlendirmedir.
İzleme kapasitesi büyürken belirsizlik sürüyor
PACE’in sağladığı daha ayrıntılı ölçümler, Sargassum kuşağının kısa süreli dalgalanmalarını ve uzun dönemli eğilimini daha güvenilir biçimde takip etme potansiyeli taşıyor. Buna karşılık biyokütlenin artış nedenleri ve belirli kıyılara ulaşma olasılığı konusunda belirsizlikler devam ediyor. Dolayısıyla 2026’daki yüksek değerler, yalnızca yeni bir rekor tartışması değil; uydu gözlemi, kıyı yönetimi ve iklim bağlantılı ekosistem değişimlerinin birlikte ele alınması gereken bir uyarı niteliğinde.